Yaşam üç durumda mümkündür :
- Madde
- Enerji
- Bilgi(informasyon)
Son yüzyılın ilk yarısındaki kuantum çağından sonra, maddenin
yoğunlaşmış enerjiden başka birşey olmadığı anlaşılmıştır. Fizikçi
Max Planck(1858 - 1947): ' madde yoktur, tüm materyalin oluşumu
ve varlığını sürdürmesi, onları titreşime getiren ve atom sistemi
için bağlarını oluşturan güce bağlıdır.
Fizikçi Alberet Einstein (1879 - 1955): ' Maddeyi, enerji alanın
çok yoğun olduğu uzay boşluğu olarak düşünebiliriz...'.
Ve enerji ile maddenin eşitliğini meşhur E=MC2 ile formüle edilmiştir.
Bu demektir ki yoğunlaşmış enerji olarak insan vücudu, bir elektromanyetik
alandır. İncelemenin şekline göre bu alan kendisini, elektromanyetik
parçacıklar veya elektromanyetik dalgalar (titreşimler) olarak
gösterir. İnsan vücudu madde-enerjiden oluşmakta ve enerji ile
canlanmaktadır. Regülasyonu ve kontrolü ise informasyonla sağlanmaktadır.
Tüm fonksiyonlar vücutta Materyalistik olarak gerçekleşirken,
bunların düzenlenmesi informasyonla sağlanmaktadır - metobolizmamızdan
başlayarak, elektrolit, su ve asit baz dengesi gibi farklı fiziksel
dengelerin sağlanmasına dek-. Madde düzeyinde biokimyasal, enerji
düzeyinde biyofiziksel ve informasyon düzeyinde ise biyosibernetik
süreçler söz konusudur. Basit bir örnekle; bir kişinin ikinci
kata bir yükü çıkartması için, yükü taşıyacak bir vücuda (madde),
bunu yapacak güce (enerji) ve nereye taşıyacağını bilmeye (informasyon)
ihtiyacı vardır. Bu gelişmeler tıpta yeni bir çığır açmıştır ve
günümüz tıbbı artık, madde, enerji ve informasyon tıbbıdır.
İnformasyon madde veye enerji değildir. Biyolojik fonksiyonların
koordinasyonunu sağlayan başka bir antitedir. Fizikçi Popp, her
an vücumuzda cereyan eden milyonlarca kimyasal reaksiyonun bir
kaos ile sonuçlanmamasının, ancak fiziksel prensiplerden temel
alan kantrol fonksiyonlarının varlığı ile açıklanabileceğini belirtmiştir.
Günümüzde, yaşayan organizmalardaki tüm biyokimyasal olayların,
çok düşük elektromanyetik frekanslarla (biyoinformasyon) düzenlendiği
bilinmektedir. İnformasyon verici sistemden, alıcı sisteme gönderilen
mesaj olarak düşünülebilir. Bu bağlamda alıcı ve vericinin uyum
içinde olması (rezonans) gereklidir. terapi edici bir uyaran,
ancak vücut ile rezonansa girerse etkili olabilir. Prof. Dr. Adey,
terapi edici bir uyaran, ancak belli bir frekansa ve güce sahip
olanlarının beklenen etkiyi gösterdiğini ortaya koymuştur. (Adey
penceresi). Biorezonans terapisi insan vücudunun bir enerji alanı
olduğu, elektromanyetik dalgalar alıp yayabildiği gerçeğinden
yola çıkmıştır. Biorezonans terapisi insanların ve maddelerin
elektromanyetik titreşimlerini kullanarak etki eder.
"Rezonans" nedir?
Jacques Beneviste, bir Fransız bilim adamı, 1999 yılında Cambridge
üniversitesi Cavendish Fizik Labrotuarında Andrew Huxley ve Prof.
Brian Josephson gibi Nobel ödülü adaylığı bulunan kişilerin bulunduğu
bir konferansta yaptığı çalışmaların sunumunu yapmıştır. Bu bilim
adamı çalışmalarına 15 yıl önce baslamış ve ilk önce suyun bazı
maddelerin hafızasını (elektromanyetik bilgisini) içinde tutabildiği
ve bu hafızanın hastalıkların terapisinde kullanilabileceği tezini
ortaya atmış idi. Bu tez yüzyıllardır uygulanan ancak bilimsel
bir açıklaması yapılamayan bu yüzden de hakim tıp kültürü tarafindan
gözardı edilen Homeopati ile uyumlu idi.
Beneviste'nin ilk bulduğu; alerjik reaksiyonun terapisinde kullanılan
adrenalinin reseptörler üzerindeki etkisinin, kanın adrenalini
bu reseptörlere taşımasını beklenmediği, ilacın verildiği anda
olduğu idi. Yani olay "ışık hızında" oluyor, maddenin reseptöre
taşınması beklemiyor idi. Bu olay adrenalin rezonansının vücut
sıvılarında yayılması ile açıklanıyordu. Alerjik reaksiyonların
en ölümcüllerinden biri olan anaflaksik reaksiyonlarda (penisilin
alerjisi buna iyi bir örnektir) alerjiyi yaratan madde vücuda
verildiği anda, birdenbire ve tüm vücutta birden ortaya çıkan
bir reaksiyondan bahsederiz.
Beneviste daha sonra adrenalin, kafein ve nikotinin EAV (elektroakupunktur
/ Prof. Voll) cihazının giriş kısmına yerleştirilerek algılanan
minik titreşimin ölçülebildiğini ve bu bilginin digital hale cevrilerek
saklanabildiğini gösterdi. Sonrasında bu rezonans bilgisi tekrardan
bir EAV cihazı yardımı ile çıkış kısmında bulunan suya aktarıldı.
Bu su içirilen canlı objeler ise sırası ile adrenalin, kafein
ve nikotin maddeleri verilmiş gibi tepki gösterdi. Bir başka çalışmasında
ise heparin (kan pıhtılaşmasını engelleyen ilaç) rezonansı verilen
kanın pıhtılaşmasının etkilenebildiğini gösterildi.
Biorezonans terapisi bu devrimsel nitelikteki bilgiyi kullanır.
Bu önceden bilinmeyen fakat bugün görülebilen frekans örneklerine
dayalı bir yöntemdir. Her maddeden belirli dalga boyunda, o maddeye
özgü, elektromanyetik dalga gibi davranan çok ufak titreşimler
algılanır. Biorezonans bu titreşimlerin terapi için kullanılmasıdır.
Biorezonans ile vücuttan da değişik bölgelerinden değişik titreşimler
ve enerji değerleri algılanır. Vücudu oluşturan bütün içindeki
hücreler ve farklı yapılar da birbirleriyle belirli dalga boyundaki
frekanslarla iletişim kurar. Kişinin akupunktur noktalarından
ölçülen değerler arasındaki farklar bize o akupunktur noktasının
karşılığı olan vücut bölümünde bir farklılaşmayı ve problemi gösterir.
Vücudun dışında olan maddeler de vücut ile değişik düzeylerde
iletişime girer. Bünyenin karşılaştığı bir toksinin titreşimi
vücuttan algılanan frekansta bir bozulmaya yol açar. Bu toksin
rahatsız edici frekans örneğine sahiptir ve bu zararlı frekans
örneği hücreler arasındaki diyoloğu bozar. Bu bozulma biorezonans
ile ölçülebilir. Vücuttaki iletişim rahatsız edici frekanslar
yok ise mükemmel çalışır. Toksinin tersine vücudun rezonansı ile
uyumlu bir maddenin bünye üzerindeki etkisi yapıcı ve terapi edicidir.
Vücuttan algılanan rezonans tek tek maddelerin veya ilaçların
rezonansı ile karşılaştırılarak bu maddenin veya ilacın vücutta
nasıl bir etki göstereceğini bulabiliriz. Bu mantıkla alerji testleri
yapılabilir. Ya da bazı yiyeceklerin veya ilaçların bünyeye dokunup
dokunmadığı bulunabilir. Biorezonans tıpta yeni bir çağı gösteriyor.
Artık maddelerin elektromanyetik bilgilerinin terapi amaçlı kullanılabileceği
bir döneme giriyoruz. Biorezonans alerjileri ortadan kaldırmak
için kullanılabilir, ağrı terapisinde kullanılabilir, bir çok
kronik hastalıkta iyileştirici olarak kullanılabilir.